Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası (Doğum Tarihi, Yer Vb.)
Doğum tarihi, doğum yeri, cinsiyet veya diğer temel kimlik bilgilerinin nüfus kayıtlarına hatalı işlenmesi, çoğu zaman kişi önemli bir resmi işlem yaptığında ortaya çıkar. Küçük gibi görünen bu uyumsuzluklar, emeklilik planlamasından işe giriş şartlarına, askerlik yükümlülüklerinden sosyal güvenlik işlemlerine kadar pek çok alanda beklenmedik sıkıntılara sebep olabilir.
Soybağının Düzeltilmesi Davası
Bazı durumlarda çocuk ile onu büyüten anne veya babanın arasındaki fiili bağ, nüfus kayıtlarına olduğu gibi yansımamış olabilir. Yanlış beyanlar, karışan doğum kayıtları ya da geçmişte yapılan idari hatalar, resmi sicilin aile hayatıyla uyumsuz hale gelmesine yol açabilir.
Anlaşmalı Boşanma Davası
İstanbul anlaşmalı boşanma davası, eşlerin evlilik birliğini sona erdirme iradesini birlikte ortaya koyduğu ve boşanmanın tüm sonuçlarında uzlaştığını mahkemeye yazılı bir protokolle sunduğu süreçtir. Bu yolda mahkeme, yalnızca boşanma talebini değil, velayet, nafaka, tazminat ve malvarlığına ilişkin düzenlemelerin açık ve uygulanabilir olup olmadığını da denetler.
İsim Değişikliği Davası
Kişinin doğumunda verilen isim, zaman içinde sosyal çevrede, iş hayatında veya dijital ortamlarda rahatsızlık duyduğu bir unsura dönüşebilir. Alay konusu olan, yanlış anlaşılmaya yol açan, sürekli farklı yazılan ya da kişinin kimlik algısıyla örtüşmeyen isimler, değiştirilmek istenen adımların başında gelir.
Yabancı Mahkeme Boşanma Kararının Tanınması Ve Tenfizi Davası
Yurt dışında verilen boşanma kararları, ilgili ülke açısından kesinleşmiş olsa bile, Türkiye'de herhangi bir işlem yapılmadığı sürece nüfus kayıtlarına kendiliğinden yansımaz. Bu nedenle kişi, ilgili ülkede boşanmış olsa dahi Türkiye'de resmi kayıtlarda evli görünmeye devam edebilir ve bu durum yeni bir evlilik yapmak, miras paylaşımına katılmak veya mal rejimiyle ilgili işlem tesis etmek isteyenler için ciddi belirsizlik yaratır.
Soybağının Reddi Davası
Bir çocuğun nüfus kaydında baba olarak görünen kişiyle gerçekte biyolojik bağının bulunmadığı yönünde ciddi şüpheler ortaya çıktığında, aile içindeki dengeler derin biçimde sarsılabilir. Böyle bir durumda hukuken izlenecek yol, duygusal tepkilerden ziyade bilimsel veriler ve kanun hükümleri dikkate alınarak belirlenmelidir.